header-ad

Kapadokya Eski Volkanik Alanı.

İç Anadolu Bölgesinde yer alan ve Kapadokya olarak adlandırılan bölgede yerleşmiş, gelişmiş ve yok olmuş birçok medeniyet ile halen süre gelen yaşam faaliyetlerini etkileyen, kontrol eden en önemli etkenlerden biri de bölgenin jeolojisi ile jeomorfolojisidir. Bölgedeki en önemli jeolojik unsur Anadoludaki NeojenKuvaterner volkanik kuşaklarından biri olan, yaklaşık 250-300 km uzunlukta ve KD-GB doğrultulu Kapadokya Volkanik Alanı (KVA) dır. KVA’nın volkanizması, çalışmaları ağırlıklı olarak jeokronoloji, petrografi, jeokimyasal karakter ve ignimbrit yerleşimi olan değişik araştırmacılar tarafından incelenmiştir. Bu çalışmalar KVA’nın kalkalkalin karakterde bir volkanik alan olduğunu ve Avrazya ve AfrikaArabistan levhalarının yakınsamasına bağlı olarak geliştiğini göstermiştir. KVA’nın kaya birimleri volkanik kompleksler, volkanoklastik kayalar ve sinder koni alanları olmak üzere üç grupta toplanabilir. Volkanik kompleksler bölgedeki ana püskürme merkezlerine karşılık gelir. Bölgede 19 volkanik merkez belirlenmiştir. Komplekslerin bazılarının detaylı olarak çalışılmasına rağmen bazıları hakkındaki bilgi halen çok azdır. Gölsel – akarsu sedimanları ile ara katkılı olan ve daha önceki araştırıcılar tarafından Ürgüp Formasyonu olarak adlandırılan KVA’nın volkanoklastik çökellerinin farklı özelliği KVA içinde geniş bir yayılıma sahip olan birçok ignimbrit seviyesine sahip olmasıdır. Radyometrik yaş tayini çalışmaları bu kayaçların yaşının 10 ile 2 Ma arasında olduğunu gösterir ve bu zaman aralığı geç Miyosen-Pliyosene karşılık gelir. Kapadokya Bölgesi ve civarının doğusu KD-GB gidişli Orta Anadolu Fay Zonu (OAFZ), batısı KB-GD gidişli Tuzgölü Fay Zonu (TFZ), kuzeyi yaklaşık D-B gidişli Orta Kızılırmak Fay Zonu (KFZ) ile sınırlı olup güneyinde yaklaşık K-G gidişli Derinkuyu Fayı (DF) ve KD- 7 GB gidişli Niğde Fay Zonu (NFZ)’nun yer aldığını görürüz. Bölgedeki önemli volkanik komplekslerden biri olan Hasandağ TFZ’nin GD ucunda, Erciyes OAFZ’nun güneye büklüm yaparak oluşturduğu Sultansazlığı çek-ayır havzası içinde yer almaktadır. Bölgedeki volkanik faaliyetleri de kontrol eden bu fay sistemlerinin üzerinde meydana gelen depremler bu sistemlerin günümüzde de aktif olduğunun önemli bir kanıtıdır. Dünyanın en karakteristik yüzey şekillerinin oluştuğu yerlerden biri olan Kapadokya Bölgesinde yüzey şekilleri volkanizmaya, tektonizmaya veya aşınmaya bağlı olarak gelişmiştir. Bölgede yükselti oluşturan volkanik komplekslerin tümü ana taban seviyesinin 1050 m üzerinde püskürmüş muazzam topoğrafik kütlelerdir. En büyük yükseklik 3917 m ile Erciyes ve 3268 m ile Hasandağ kompleksi’nin zirvesidir. Kompleksler, çapları 5 ile 40 km arasında değişen dairesel-elipsoyidal kütlelerdir. Her bir kütle değişik püskürmelerin volkanik ürünüdür. Bu volkanik komplekslerin oluşumunda tektonizmanın çok önemli rolü vardır. Acıgöl kalderası, Derinkuyu havzası, Sultansazlığı çek-ayır havzası bölgede hem tektonizma hem de volkanizmaya bağlı olarak gelişen yüzey şekillerini temsil etmektedir. Hasandağ ve Erciyes dağında volkanik etkinlik küçük çapta püskürmelerle zamanımızdan yaklaşık 2000 yıl öncesine kadar devam etmiş olup, günümüzde ise sadece sıcak su ve volkanik gaz çıkışları devam etmektedir. Kapadokya yöresinde yığışan ve kalınlığı yer yer 100 m yi aşan volkanik plato Kuvaterner’deki aşınımla yarılmış ve söz konusu plato masa şekilli tepeler ile bunlar arasında yer alan kanyonumsu vadilere dönüşmüştür. Bu vadilerin en önemlisi Ihlara Vadisidir. Plato ve vadi yamaçlarında tüf, tüfit, ignimbritik tüf, lahar, kil ve marn ardalanmasının yüzeylediği bölümlerde seçici aşınımın sonucu olarak Kapadokya’ya özgü basamaklı topoğrafya ve peribacaları gelişmiştir. Peribacaları, işlemesi kolay yumuşak tüflerden meydana geldiklerinden eski çağlardaki insanlar tarafından oyularak iki-üç katlı konutlara dönüştürülmüş ve uzun zaman kullanılmışlardır. Özellikle M.S. 7. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya egemen olan Bizans imparatorluğuna yapılan Arap saldırıları ve imparatorluğun baskıları yüzünden Hristiyanlar bu bölgeye göç etmişler, peribacalarını ve diğer tüf ve ignimbrit kütlelerini oyarak saklanmış, yeni bir yerleşme biçimi geliştirmişler, Kaymaklı, Derinkuyu ve Özkonak civarında yeraltında bile korunaklı kentler oluşturmuşlardır. Kapadokya bölgesinde, Ürgüp Formasyonu içinde bölge ile özdeşleşen peribacaları gelişirken, insan sağlığı için zararlı olan bazı mineraller bu birim içindeki ignimbrit seviyelerinde zenginleşerek bölgede sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu 8 minerallerden en önemlisi Zeolit grubundaki, birkaç mikron boyutunda, lifsi ve iğnemsi yapı gösteren eriyonit mineralidir. Bu mineralin tozları solunum yolu ile alındığında iğneciklerin akciğere ve karın zarına saplanarak, akciğer ve karın zarı kanserine neden olduğu tıbbi çalışmalarda ortaya konulmuştur. Bölgenin büyük kısmının tüf-ignimbrit ile örtülü olmasına rağmen eriyonit mineralinin Tuzköy, Karain, Karacaören, Sarıhıdır, Çökek, Ulaşlı gibi belirli yörelerde yoğunlaşması bu mineralin zenginleşmesinde jeolojik ortamın önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur.