header-ad

Türk-yunan Nüfus Mübadelesinin Sebepleri.

TÜRK-YUNAN NÜFUS MÜBADELESİNİN SEBEPLERİ

 

Kelime anlamı “değişim” olan mübadele kelimesi, Lozan Konferansı sırasında kararlaştırılıp imzalanan ve Türkiye’de yaşayan Rum azınlık ile Yunanistan’da yaşayan Türk-Müslüman azınlığın değişimini belirtmek için kullanılagelmiştir. “Mübadil ise başkasının yerine getirilmiş, mübadele edilmiş demektir” (Çetin, 2010, s. 149). Mübadele genellikle Lozan Konferansı sırasında Türk ve Yunan Hükümetlerinin imzaladıkları nüfus değişimi sözleşmesiyle özdeşleşmiş olsa da, geçmişi 1877-78 Osmanlı-Rus savaşına kadar gitmektedir. Bu savaş sonrasında özellikle Balkanlar’dan gelenler ve daha sonra Balkan savaşlarının ortaya çıkması, bölgede nüfus hareketliliğine yol açmıştır (Kara, 2005, s. 188). Mübadele fikri ciddi anlamda ilk olarak Balkan Savaşlarının ertesinde ortaya çıkmıştır. İki Balkan savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’daki topraklarının % 80’ine yakını ve toplam nüfusun da yaklaşık %16’sını (4,2 milyon) kaybetmiştir. Savaşlar sonucu yaklaşık 800.000 insan yaşadıkları yerden göç etmek zorunda kalmıştır. Bu toplam rakam içindeki Müslüman nüfus yaklaşık olarak 400.000 civarındadır ve Yunan, Sırp ve Bulgar katliamından kaçmak için göç etmişlerdir (Zürcher, 2003, s. 1). Savaş sonrası ortaya çıkan yeni sınırlar, sorunu daha da ağırlaş- tırmıştır. Meriç Nehri’nin Batısında yer alan ve çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Batı Trakya Yunanlılarda, nüfusun üçte ikisi Yunan ve Bulgarlardan oluşan Doğu Trakya ise Osmanlı’da kalmıştır. Savaş sırasında yaklaşık 50.000 Bulgar Bulgaristan’a göç ederken, hemen hemen aynı sayıda Türk/Müslüman da Osmanlı İmparatorluğuna sığınmıştır. 29 Eylül 1913 yılında Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan antlaşmaya (İstanbul Antlaşması), gönüllü mübadeleyi de öngören bir protokol eklenmiş ve karma bir komisyonun oluşturulması kararlaştırılmıştır. Komisyon, göçmenlerin geride bıraktıkları malların değerlendirilmesi ve tasfiye edilmesinden sorumlu olacaktı. I. Dünya Savaşı’nın çıkışı antlaşmanın uygulanmasını imkânsız kılmışsa da, daha sonraki nüfus mübadelelerine örnek teşkil etmesi açısından önem arz etmektedir (Zürcher, 2003, s. 2). Benzer bir gelişme Osmanlı ile Yunanistan arasında da yaşanmış- tır. Balkan vilayetlerinin kaybedilmesinin etkisi, 1914 yılının ilk aylarında hissedilmeye başlamıştı. Bu kayıpların Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki, ekonomik olduğu kadar siyasi etkiye de sahip olduğu söylenebilir. Siyasi olarak, Mustafa Kemal ve Talat Paşa gibi önemli isimlerin, Balkan kökenli olması, İttihat ve Terakki ile başlayan süreçte, siyasi elitin Anadolu üzerinde odaklanmasına sebep olmuştur. Anadolu’nun “Türkleştirilmesi” politikası çerçevesinde, ilk olarak Celal Bey (Bayar) önderliğindeki gruplar, Ege kıyılarındaki 200.000 civarında Rum Ortodoks’u Yunanistan’a göç etmeye zorlamıştır (Zürcher, 2003, s. 2). Aynı şekilde Yunanistan’da Atina Antlaşmasına aykırı olarak, Müslüman Türkleri göçe zorlamaya başlamıştı. Mayıs 1919’dan itibaren, Yunanistan’la baş gösteren göç sorununa kalıcı bir çözüm bulma çabaları da başlamıştır. Bu konudaki ilk girişim, Osmanlı’nın Atina’daki elçisi Galib Kemali Bey’den gelmiştir. Galib Kemalî Bey, Hatıratı’nda mübadele önerisi ile ilgili olarak şunları söylemektedir: ...Mösyö Venizelos’a sırf bir şahsi mülahaza kabilinden Makedonya’daki Müslümanlarla Aydın Vilayeti’nde meskûn Rumların mübadele edilmesi, bunların bırakacağı emlâkin de mübadele suretiyle onlara verilmesi ve aradaki fark-ı fiatın Hükûmetlerce tazmin edilmesi yolunda bir i’tilâf yapılmasını teklif ettim” (Çetin, 2010, s. 154).